19 Mayıs 2013 Pazar

FIÇICI'YLA AKLIMIZA GELMEYENLER

Ulan fıçıcı rüstem
hiç aklına gelir miydi
bir sokağa isminin verileceği

gelmezdi elbet

benim de aklıma gelmezdi
hararetli bir mayıs akşamı
intihar yanlızlığı çekeceğim.

9 Mart 2013 Cumartesi

KUŞKONMAZ CAMİİ

kuşkonmaz camii bir deniz feneri gibi duruyordu
kompartmana asılan bir çocuk gibi duruyordu
dalgalar gitgide kuduruyordu
bir kız elinde nikon fotoğraf çekiyordu , kız aldırmıyordu
dalgalar kızı dövüyordu.

hava yağdı yağacaktı
gökyüzüne is lekeli bir tül çekilmişti
rüzgar yoktu yerler ıslaktı
balıkçıda bir çift göz
gözler ıslaktı.

dalgalar kıyıyı iyiden iyiye hırpalıyordu
rüzgar yoktu bunu kendi  yapıyordu.
Senin kaşının kenarında üç nokta vardı
onlar için dünyayı versem yeriydi
balıkçının oltasında sağdığım kadarıyla üç tane balık vardı
yüreğinde sayamadığım kadar umut.

kuşkonmaz camiinde bir adama rastladım
bana bir şeyler söyledi anlamadım
bana Allah'tan bahsediyordu anlamadım
bana güzel şeyler söylüyor olmalıydı anlamadım
rabbim beni affetsindi
sen aklımdayken hiçbirşey ilgimi çekmiyordu


kuşkonmaz camiine girmeliydim
girmeden önce yüzüme suyu çalmalıydım
denizi ardıma almalıydım
şadırvanda bir müddet oturmalıydım
ayaklarımı soğuk mermere koymalıydım
bir dersiam gibi düşüncelere dalmalıydım.

kuşkonmaz camiine giremedim 
çünkü bir kız vardı
kızın boynunda nikon vardı gönlünde bilmem kim
çeşmeden su tuzlu akıyordu
suyu yüzüme çalsam bir tütsü gibi buhar çıkacaktı
gökyüzünde şimşekler çakacaktı
suyu yüzüme çalmadım.
kız da benden bir suret çalmıyordu
oysa makina kızın boynundaydı.

kuşkonmaz camiine girmeliydim
ama giremedim.

oysa daha önce girmiştim
çıkınca tüy gibi olmuştum
yalnızca müminlerin duyduğu hafiflikti
bu hafifliği daha önce de duymuştum
o zamanlar hep erken uyumuştum.

kuşkonmaz camiinde bir kuş olsam.
çırpınsam,çırpınsam,çırpınsam.
kuşkonmaz camiinde ölsem.

25 Kasım 2012 Pazar

KAĞITTAN TURNA

eğer Allah'ı ve ölümü anlatabilseydim bir çocuğa
senden kağıttan bir turna isterdim
bu ikimiz için de afilli olurdu
bir turnayı özlediğimi bir nehre anlatabilirdim.

vaktimiz ki trafiğe endeksli
senle 130'a binmek bir turnaya gökyüzünde yer açmaktır
iki boş koltuğa bakıyor seninle yakınlaşmamız
oysa ölmek bir turnaya sırnaşmaktır

sen turnadan da zarifsin
gözlerin karmaşık saçların kararsız
iki turnanın bir araya gelmesi yetecek
ikiye bölünebilecek bir kalp kalansız

gecelerin bir derdi olmalı
bu geceler aralıksız seni hatırlatıyor
şemsiye gerektirmeyen bir gecede seni hatırlamak
turna bahsini tekrar açmayı gerektiriyor

kadıköye beş kala dua etsek birlikte
koşulsuz salıverilecek gökyüzüne turnalar
gözüm yok benim et ve kemikte
gözümde kadıköye beş kala bulduğum manalar.

29 Eylül 2012 Cumartesi

MEZAR ÜSTÜ
                                                                                  mustafa yıldırım kardeşime

rabbim mustafa öldü
rabbim mustafa demekki ölmeliydi yoksa
sen böyle olmasına izin vermezdin.

rabbim ben mustafa ölünce çok ağladım
çünkü onu seviyordum
heralde o da beni seviyordu
ben ölseydim o da ağlardı.
rabbim ben ömeri de seviyordum
ama o ölünce ağlamadım

çünkü çocuktum
bir şey anlamadım.
rabbim senden birşey istesem
ben her ölümde çocuk kesilsem.

rabbim mustafa herkese gülümserdi
gülmek bir iyilik olmalı senin katında
iyiki de iyilikleri yaratmışsın
yoksa mustafa nasıl iyi biri olabilirdi?

12 Ağustos 2012 Pazar

İKİ TANIDIK

bizi gülüşlerimiz ayırdı ilkin
varoldukça yüreklerimize bir gök daha sunan.
bazımız arka sırada otururduk bazımız önde.
paylaştığımız domatesten fazlası değildi
fazlasıydı bir davadan öteye.
Kahrolsundu birleşik amerika,
ingiltere israil yerin dibine girsindi.
TASARIM

dedim girmesi kolay olsun;
düz ayak bir gönül tasarlayayım.
ama kolay çıkılsın istemiyordum;
bütün eskizlerimi yırttım attım.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

İDARELİ ŞİİR

beni idare et 

senle konuşurken heycanlanıyorum
"iki ayağı bir pabuça girmek" deyimi geliyor aklıma
yanılıyorum.

seninle konuşurken bir uydu fırlatılıyor

göğsümün ta hassas köşeşinden
şiirlerim basılıyor
bir köpeği bir kediyle başbaşa görüyorum.
tutuyorum Claude Farrere'i divan yolundan tuzlaya getiriyorum
bakma abd'ye sövdüğüme
ben de emperyalist takılıyorum
gönlünü gönlüme katmak istiyorum.

7 Nisan 2012 Cumartesi

OLMAYACAKSIN

yağmurlar başlayacak
eylülle gelen yağmurlar
bir köpeği saklandığı yerden çıkaracağım
sonra koşup kaçacağım
sana kaçacağım sen olmayacaksın

ikaruslar tedavülden kalkacak
kaldırımlar alçalacak,öncesi ıslak kaldırımlar
içim titreyecek bir asprin atacağım
sıkı sıkı giyinmeyeceğim
birşeyler içimi yakacak

caddelerden geçeceğim
bitişik nizamlı evlerin olduğu
iran'da iç karışıklık çıkaracağım
gözlerin aklıma gelecek
içimde karışışıklık çıkaran gözlerin

sen böyle durdukça karşımda
ben kompartımandan kompartımana geçeceğim
bir şarkı mırıldanınca ülkeden ve aşktan bahis
başımı eğmeyeceğim toprak kokan toprağa
başımı kaldıracağım gök kokan göğe

Ah bu yağmurlar da olmasaydı
Bana bu yağmursuz zamanda
şiir söyleten yağmurlar
ben seni unuturdum gayri
unutmasam da sen olacak mısın?

29 Aralık 2011 Perşembe

BİLİNMEYEN

Çok şey bilmiyorum
Kimdir,ne ister hayattan
sever mi,aşık olur mu?
Bazen bir fırtına gibi
bazen durulur mu ?

Mangal yürek mi yoksa
yağmurdan sakınan bir korkak mı?
Kızar mı kaşları çatıksa
Acınan kalbine tutsak mı ?

Arkadaşı,yareni,dostu,sırdaşı
Çiftçi babasıyla çiftçi anası
Kimdir bu yolda onun yoldaşı
Kendine has duyulmamış fiyakası

Gözlerinin önü kırış kırış bir adam
Saçları seyrek,sarı veya kumral
Ne zaman iki elimin arasına alıp
gözlerimi ovuştursam
Gözlerimin önüne gelir
alın çizgileriyle babam.

22 Kasım 2011 Salı

ÇOK SONRA

Konuşuruz elbette ne vakit olsa
Kırgın olsak  da veya olmasak
Yani aslında sadece biz olsak
Mevzu bahis önemli değil yani
Simitten kahveden vapurdan
Kediden ölüden kaderden
Namazdan cennetten
Ah sonra cehennemden.

Dudaklarımız ve ellerimiz sonra
Sonra gözlerimiz,sonra sesimiz
sesin
O sesinin en titrek en hicaz hali
Daha sonra çok sonra üşümelerimiz
titremelerimiz
Koşarak atlayarak bir kısrak gibi
sulardan geçişlerimiz

Sonra sesler yine
taş plakmışçasına sanki
dikine dikine içimize işleyen
Sesler ki mevzusu önemli değil zaten
gözlerin mevzu mu dinler?

Sonra vapur,kaynaştırdığı dalgalar
iskeleye sürtmeler
Yağmur sonra
Nerden çıktı şimdi bu soyka?
Güzelliği katmerleştiren
sicim gibi bir yağmur.
Ben bu güzelliğe dayanamam
Affeyle beni Rabbim.

8 Kasım 2011 Salı

BENİ HATIRLA

130'u kaçırdım sana yetişemedim
Allah'ı hatırladım bu sana bir şey ifade etmez
Ülserim azdı çayı da bırakamam ki
Sen iyisi mi beni unut sevgilim

Eğer sahnede bir silah varsa
İhtimalleri bir kenera bırakalım
Yarım trenini de kaçırdım
Ya Haydarpaşa yanarsa
Ben sana yine yetişemem

Yeni bir kitaba başladım
Okumak istemiyorum ansızın biter diye
Sen iyisi mi beni unut
Kötüsü mü
Beni hatırla,beni hatırla,beni hatırla

Kudret Öcalan

28 Haziran 2011 Salı

NAAT

Seccaden kumlardı..
................................
................................
Devirlerden, diyarlardan
Gelip, göklerde buluşan
Ezanların vardı! .

Mescit mümin, minber mümin...
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere “amin”..

Ve mübarek geceler dualarımız;
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler ki pırıl pırıl
Kandillerin yanardı..
Kapına gelenler ya muhammed,
- uzaktan, yakından –
Mümin döndüler kapından...

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
İki dünyada aziz ümmet;
Muhammed ümmetiydi.

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi...
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey Nebi?

Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü’minlerin vardı...
Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi
Âmine’nin emaneti ağlardı.
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği
Göklerin resûlüydün...

Elçi geldin, elçiler gönderdin...
Ruhunu Allah’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, yâ Muhammed?

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar.
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kâbe’ne siyahlar
Yakışmamıştır, yâ Muhammed
Bugünkü kadar!

Hased gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı’nda derebeyi...
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği...
İyiliğin türbesine
Türbedâr oldu iyi.

Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına,
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdem oğullarına!

Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir...
Fethedemedik, yâ Muhammed,
Senelerdir.

Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi...
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği!

Bayram yaptı yapanlar;
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar...
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar...
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!

Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
Yabanların gözünde kalacaktı!

Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!


Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
Kayışzâde Osman’lar
Na’tını Galip yazsın,
Mevlid’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!

Gel, ey Muhammed, bahardır...
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır...
Hacdan döner gibi gel;
Mi’râc’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Âyetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad...
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa
Ezânlarını Dâvûd okusun!

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Arif Nihat Asya

20 Haziran 2011 Pazartesi

TERÖR BAMBOSU PATLAKA

Bu hayvanlar müslüman mı söylesene bebeğim
Şu öküz müslüman mı bu sakallı sünepe?
Bir zalimin köpeği bak Allah’ı zikrediyor
Bak gazete ne yazıyor türklerinmiş türkiye

Yahudiler bombaları kucaklayıp bebeğim
Düşlemiyor intiharlar, işlemiyor karakol
Al götür bu yumruğu akşam çocuklar yerler
Başbakan meşgul namaz kılıyor ayol

Bana kolpa malzemeden putlar yontma bebeğim
Sezen Aksu’dan mesela, Kanarya’dan, Tanrı’dan
Allah’tan demiyorum, çarpılmış gibi korkma!
Kork putların ellerinde patlamasından!


Emmeyince sencileyin akmıyor bebeğim
Kan ağzıma gürül gürül - alnımda süt dişleri...
Seni öyle seviyorum ki condeleza, bebeğim
Ağzına veresim geliyor ağzımdaki dişleri.

Ah Muhsin ÜNLÜ

11 Şubat 2011 Cuma

ALENGİRLİ ŞİİR

Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil
Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan.
Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü
Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki
Parlıamanet'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı?
Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı!
Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi.
İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..

Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar
Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız
İşin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık.
Küsmesi,barışması,ayılması,bayılması
Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması
Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı!
Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma
Hepsi ağzıma sıçtı..

Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil.
Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister
Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik..
İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim.
Ben seni severim sevmesine de
İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..

Ali Lidar

22 Ocak 2011 Cumartesi

RÜZGÂRA İZİN

Köyün yamaçlarına kamp kurmuş mimoza ağaçlı tarlalar vardır.
Toplama zamanı oralardan uzakta,
kolları gün boyu kırılgan dallarla uğraşmış
bir kıza rastlarsınız ara sıra.
Alabildiğine güzel kokulu bir karşılaşmadır bu.
Işıltı çemberi kokudan bir lambaya benzeyen kız,
sırtı batan güneşe dönük, yürür gider.
Onunla konuşmak bir kutsallığı çiğnemek olur.
Otları ezen bez çarıklarıyla yol verin geçsin.
Kim bilir, belki de dudaklarının üstünde bir sanrı gibi,
Gece’nin nemini görebilirsiniz!

Rene Char

21 Ocak 2011 Cuma

YIKILMA SAKIN

Sana durlanmış kelimeler getireceğim
Pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler
Kelimeler, bazısı tüyden bazısı demir
Seni çünkü dik tutacak bilirim
Kabzenin, çekicin ve divitin
Tutulduğu yerden parlayan şiir.

Zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî
Acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı
Sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin
Çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı.
Her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan
Acılar bile duymadım kof yürekler önünde
Beynim her sabah devrimcinin beyniydi
Ayaklarım donukladı gelgelelim
Sağlığın yerinde mi?

Yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor
Halkın doğurgan dünyasına dalmakla
Onların güneşe çarpan sesini anlamayan
Dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri
Seyir bile edemezken içimizdeki şenliği
Yılgı yanımıza yanaşmazken
Bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat
Yıkılmak elinde mi?
Boşuna mı sokuldu bankalara
Petrol borularına kundak
Kurşun işçinin böğrünü boşuna mı örseledi
Varsın zındanların uğultusu vursun kulaklarımıza
Yaşamak
Bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki.
Bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere
ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına
Yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir
Ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana
Öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar
Sevgiyle hatırlansa bile hatta.

Köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim
Bütün devrimcilerin çektikleri
Biliriz dünyadaki yorgunluk habire mızraklanır
Dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki
Pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak
Ama budandıkça fışkıranda bizleriz
Ölüyoruz, demek ki yaşanılacak...

İsmet Özel

14 Ocak 2011 Cuma

ESKİ KIRIK BARDAKLAR

işte bu ellerimle yalnızım işte bu inanmazsan bak
bu saçlarımla bu iyi giyimlerimle paralarımla
sen varsın ya sen çoğu kez yetmiyorsun
uzakta mısın sen misin söylemiyorsun
bakışın mı eksik dudakların mı anlamıyorum
o adamlar geliyor aklıma karanlık iri yarı
o gemiler ipleri yelkenleri dümenleri dökük
unuttuğum kırlangıç kuşları kırık bardaklar
bir ahşap evde taşlıkta yaz günleri bilmesem
bir testiden soğuk soğuk sular sızdığını bilmesem
güç dayanırım

bu durum tek başıma beni suçlandırıyor
işte gör sabah akşam başucumdayım

bakın bu ikide birde bozulan güneş
bu durup dururken sokan yılan
bu kırık bardaklar çöplüklerde
aşkın şiirin ölümün en kolayına gitmek
caddeleri sevmediğim kadınlarda yitirdiğim
biliyorum sebebini bir bir biliyorum
öyle kolay kendisi söylemesi kurtulması öyle kolay
kolaylığından sıkılıyorum
kurtulmak elimden gelmiyor

Turgut Uyar

6 Ocak 2011 Perşembe

EVADOKSİYA

inkâr etmiyorum ki
öpmesine öptüm Evadoksiya'yı
hem de zeyrek yokuşunda öptüm
sinemaya da götürdüm
fakat ben o zaman
deli gibi seviyordum onu
sanırsam, o da beni seviyordu
sevmese ıslık çalar mıydı
saat ondan sonra
çabuk gel diye.

Muzaffer Tayyip USLU

3 Ocak 2011 Pazartesi

AĞARTI

sevgililer yüzüne karşılık geldim
kaygı bağırdı gözevlerimde

günlerin yamanan yıldızlar
ve üzülen gökkuşaklarıyla
doluluğundan söz ediliyor
evlerde çocuklar arşınlanıyor
ve alkışlanıyor babalar
ki tütün başında
ekmek başında kabir başında

günler yenilenen bir isim
merdivenleri büyük ağzıyla çıkan meral
haftada üçer gün üçer hafta
ince uzun veya kahverengi
ve gelinlik sabah çatışmasında
yoğunlaşan yorgun artık ben
köprü ortasından yarılmış bu ara
organın ve güneşin salgınlığı
toprağa gelir gibi oldu an
başlar ikinci artık

beygirler uzağa kayıyorlar

bu arada gelinmeler
arkadaş yapıtlarına yar koyma
yöremdeki çimler

bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu
ve hastalandıkları
çalışan yüreklere uzak
bekardan korkan ev sahiplerinin
kapılarda kızlık heykelleri
bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi

yemekten kalkma çelişmesi
erkek oluşunuza binaen
bu arada özel sıkıntılarımızın
kılıç kuşanmış hali
durmadan kanlanıp hatırladığımız
bunalan kadınlar
ben alda'yı bunalıyor görüyorum rüyamda
kırbaç gibi insanı saran etrafımızda
kelebek kanatları gözler
akılda kalan ağızlar
hatlar
seviyi yoran alkışlar
bir şehri paramparça edip
ortasından yarıp uykuları
evlerin sahanlıklarına
misafir odalarına
lavabonun altındaki dolaba
çocukların hücumluk yataklarına
iri erkeklerin şakaklarına
kadınların çırpınan dudaklarına
ve kızların sancaklarına sığınan
ve benim damarlarımda itişen uykulara

bir şehrin ortasından tren geçiyor
o şehirde büyük rüzgâr vardır
bir oyuncakçı vitrininin önünde
insanların durdukları ve duruşlarını
değiştirmedikleri trenle birlikte
şehrin ortasından oyuncak trenlerin
cezalandırmış şekilleri

kendisini buyruk
vitrine yapışık insanların kafalarındaki
içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları
durdurup parçalamadıkları
önüne yüzer ellişer
yatıp apartman kadar
ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken
öpüp ağızlarını ezdirmedikleri

noktanın sonuna kadar
bir sinir bir can yanmasıyla
bir parçamı
bir demir mengeneye
koyup sıkmak istiyorum mu nedir
dilimi

bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki

o içinden marşandizler
şimşek gibi fırlayan
şehirde hemen
hat boyunda ilk tahta evde
derin yatakta
her an çığlıklarıyla
uyuyayım kıyametler
bir ejder geçsin
öyle tanıdığım
öyle canımın içinde

durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe Korkmak
yüzünle geldiğini

Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim

Cahit Zarifoğlu

26 Aralık 2010 Pazar

ÖZLETİYOR SENİ BU YAĞMURLAR

Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle

Buğulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün

Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları

Tarih de kekemeleşiyor bazan
Ki o zaman aşktır tek bilici
Aşksa yürümek gibi bir şey
Duyabilmek kuşların gelişini

Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir

Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan

Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun

Ahmet TELLİ